Anasayfa » Ne Nedir » Attila’nın Ölümü

Attila’nın Ölümü

Attila’nın Ölümü

Attila huzursuzdu. Hayalinde kurduğu cihan imparatorluğuna İran topraklarını henüz katmamıştı. Yaşı ilerliyordu.Vakit geçirmeksizin İstanbul’a gönderdiği elçiler vasıtasıyla Doğu Romalılar’dan, İmparator Theodosie zamanında kendisine borçlu kaldıkları vergilerin hemen gönderilmesini istetmiş,

sonra da ordusuyla, kendisine tâbi olan bazı Germen kabilelerinin ve Alan’ların başkaldırma hareketlerini bastırmak için üzerlerine yürüyerek,

onları yeniden kendisine tabi kılmıştı.

İşte bu tenkil sırasında, idama mahkum ederek başın ı kestirdiği kabile şeflerinden birinin,ildiko Germen kaynaklarına göre “Hildiko”, Macar,kaynaklarına görede “Mikolt” adındaki çok genç ve çok güzel bir kıza gönlünü kaptırmış ve evlenmek üzere beraberinde sarayına getirmişti.

Ordusu ile birlikte geçtiği bütün yerler de Hun halkının büyük sevgi ve tezahüratına mazhar olan Attila’ya yol boyu armağanlar verilmişti. Ne var ki, artık yaşlanmış olan Hakanın tek tutkusu ve ihtirası yanında götürdüğü genç kızdı… Onun güzelliği karşısında derin bir heyecana düşüyor, yol uzadıkça sabırsızlığı artarak hırçınlaşıyordu. Payitahta döndüğünde, derhal evlenme töreni için hazırlıklara başlanılmasını emretmişti.

Hunlar hakanlarının buyruğunu yerine getirmek amacı ile yoğun bir faaliyete girişmişlerdi. İldiko için her şeyin eksiksiz olarak yapılması baş buğlarının tek arzusu olduğunu hissederek, bunu kendilerinin ve Attila’nın mutlu geleceğinin bir habercisi olarak görmüşlerdi. Bu sebeple şölenin en iyi ve eğlenceli şekilde tamamlanması için dört bir tarafa ulaklar salınmış, haberler verilmişti. Davetliler, Sibirya’dan, Altaylar’dan ve Kafkaslar’dan geliyorlar ve gelirlerken de beraberlerinde Attila’ya düğün hediyesi olarak bir çok kıymetli armağanlar getiriyorlardı. Bu davete Germenler’den, Doğu ve Batı Roma’dan da seçkin kişiler katılmışlardı. Attila, bu töreni aslında bir vesile sayarak, bütün üst rütbeli komutanlarını, kendine bağlı yabancı kabile reislerini ve müttefiklerini, sarayında tertiplenen şölende toplayarak, onlarla birlikte yeni bir seferin planını yapmayı tasarlıyordu.

ATTİLA’NIN SARAYI

Hunlar’ın baş buğunun ahşap olan sarayının çevresinde şimdiye dek görülmemiş derecede bir canlılık ve hareket başlamıştı. Ova arabalar ile dolup taşıyor, şenlik hareketleri düğün sarayları başlatılması düşünülen askerî harekâtın hazırlıkları ile karışıyordu.

Attila’nın bu genç kızla evlenmek isteyişindeki sonsuz heyecanını ve sabırsızlığını Hun halkı sevinç ve hayır ile karşılarken, oğulları davetlilerin yüzlerinde saklayamadıkları gizli umutları ve sevinci gördükçe kuşkuya düşüp, babalarının geleceği için endişe duyuyorlardı.

atila1

Eğlenceler için hazırlıkların yapıldığı bu muhteşem Hun sarayının kirişleri çok iyi cilalanarak birbirine kenetlenmiş sağlam kerestelerden yapılmış olup, etrafı kalın tahta perde ile çevrili bulunuyordu. Bunlar o derece güzel yapılmıştı ki, güvenlik maksadı ile olmayıp sadece süslenmek gayesi taşıdığı ilk bakışta anlaşılıyordu. Yanı başında bulunan ve baş kentin ikinci güzel ahşap yapısı da, Attila’nın baş veziri Onegesius’a âitti. Ayrıca Attila’nın sarayı ahşap fakat çok sade ve güzel kuleler ile çevrilmişti..

Hun halkı kıl ve deriden yapılma çadırlarda hayatlarını sürdürmekteydiler. Attila’nın “Arıkan-Kreka” adlı karısı saraydan biraz uzakta ve tahta perdeler ile çevrili bir avludan girilen, saraya yakın güzellikteki bir binada oturmaktaydı, içi doğu özelliğine göre döşenmiş olup, üstü Hun motifleri ile bezenmiş birbirine sıkıca kenetli kerestelerden ve uzunlamasına ustaca yontularak işlenmiş ağaç gövdelerinden yapılmıştı. Uçları çember şeklinde kıvrılmış odunlara yerleştirilmiş olan bu ev, Hun baş kentinin üçüncü güzel inşasıydı. Attila’nın İlek, Dengizik ve Irnek adlı çocukları bu Türk hatundan doğmuşlardı. Diğer yabancı soylu (Germen, Roma, v.b. ki bunlar prenseslerdi) karılarından da çocukları olmasına rağmen içlerinde en fazla İrnek’e karşı başka bir tutku ile bağlı bulunuyordu.

atila

TÖRENİN BAŞLAMASI

Attila sarayına, uzun beyaz tülleri uçlarından tutarak ilerleyen güzel Hun kızlarının söyledikleri neşeli türküler arasında geçerek gelmiş, salonun orta yerinde kendisi için kurulan tahta masanın gerisindeki sedire oturmuştu. Sedirin arkasında ince tüller ve halıları örtülü bir başka sedir, onun ötesinde de bir kaç basamak ile çıkıldıktan sonra istirahat edeceği yatağına gidilen odası bulunuyordu. Odaya açılan bölüm işlemeli perdeler ile süslenip örtülmüştü.

Attila törene katılmak üzere gelen davetlileri ayakta karşılamış, âdet gereği, konuklar da kendileri için ayrılan yerlere geçmezden önce Türk Hakanı’nın önünde saygı duruşu yaparak eğilmişlerdi. Bunun ardından şerefe içilmek üzere, içki dağıtıcılar konukların kadehlerini getirmişlerdi. Selamlama töreni bitip de kupalardaki kımızlar son damlasına kadar içildikten sonradır ki, yüksek rütbeli Hun subayları, elçiler, devlet ricali ve diğer ileri gelenler büyük salonun duvarları boyunca çepeçevre sıralanmış bulunan masaların gerisindeki sandalyelerine oturabilmişlerdi.

Bunda da töreye göre hareket edilmişti. Şöyle ki; Attilla’nın sağ tarafı onun en çok saygı duyduğu kişilere âitti. Sol tarafı ise ikinci derecedeki şahıslarındı. Romalı konuklar buraya oturtulmuş, onların önündeki sıraya da Berik adındaki Hun Beğ’i yerleşmişti. Hakanın sağında bulunan sedirde baş veziri Onegessius ile Attila’nın arkadaşları ve komutanları, onların karşısındaki sıraya da iki büyük oğlu oturmuşlardı. Attila kendi oturduğu sedirin bir az ilerisine de en sevdiği küçük oğlunu oturmuştu. Bu küçük Hun prensi babasına olan hürmetten dolayı gözlerini önüne eğmiş şekilde dururken, yüzü dâim- â ciddi olan Attila’nın, onu okşadığında tebessüm (kâhinler ona ölümünden sonra soyunun dağılacağı fakat yalnızca bu çocuğun “lrnek-Ernek-İlek-Enak”ın aileyi yeniden yükselteceğini söylemişlerdi ettiği görülüyordu.

Bütün davetliler yerlerini alıp oturduğunda, tören solonuna önce Attila’nın içki dağıtıcısı girerek, onun tahta kupasına içkisini doldurmuştu. Sonra bunu diğer sâkîlerin salona girmeleri takip etmişti.

Töreye göre önce Attila dolu kadehini yanında bulunanların şerefine kaldırarak sonuna kadar içerken, onlar da saygı ile ayağa kalkmışlar ve kadehlerindeki içkiyi bitirinceye kadar da oturmamışlardı, içki-lerini bitirmeden yerlerine oturmak veya sâkîye geri vermek yasaktı. Sonra şerefine içilen şahıslar tekrar yerlerinden kalkarak bu sefer Attila’nın şerefine doldurulan kadehlerini bir dikişte içerek oturmuşlardı.

Her konuğun bir içki dağıtıcısı bulunu yordu. Attila’nın dağıtıcısı testiye doldurmak üzere çıkınca, diğerleri içeri giriyor ve böylece sürüp gidiyordu. Sonunda Attila kıdem ve iskemle sırasına göre herkesin sağlığı için kupasını kaldırmış ve konuklarca da iade edildikten sonradır ki içki dağıtılıcıları çekilerek, yemeklerin getirilmesi hazırlıklarına başlanmıştı. Masaların üzeri altın ve gümüş tabaklar, kadehler ve içki sürahileri ile dolmuştu. Yalnızca Attila sadelikten hoşlandığı için getirilen iri et parçalarını tahta çanaktan yiyor ve tahta kupasıyla içiyordu. Herkes dilediğince yiyip içiyordu. Hunlar daha çok kımıza rağbet etmekteydiler. îçki içme âdetleri töreye bağlı olarak yapıldığından ve ayakta belli bir disiplin içinde tekrarlandığından vakit ilerledikçe, Attila ile davetlilerde içki, etkisini göstermeye başlamıştı.

İçerisinin kararmasıyla meşaleler yakılarak salonun aydınlanması sağlanmış ve eğlencelere sıra gelmişti. Ortaya fırlayan soytarılar şaklabanlıklara başlamışlardı. Onlar çekilince oyuncular gelmiş, neşeli ve hareketli Hun Türkleri arasında ellerinde kılınçları ve kamaları ile gösterilerini sür-dürmüşlerdi. Daha sonra içeri girerek Attila’nın karşısında yer alan iki Hunlu ozan, ellerinde kopuzları, Attila’nın ve Hunlar’ın yiğitliğini savaşlardaki başarılarını ve kazandıkları zaferleri, geçmişteki atalarını anlatan efsaneleri, deyişler halinde çalıp söylerken, Hunlar’ın heyecanı son raddesine varmıştı. Kimi alkış tutarak ozanları yüreklendiriyor, kimi de dalıp gittikleri hayallerin içinde yaşıyordu. Bazılarının da gözlerinin yaşararak göğüs geçirdikleri görülüyordu…

Böylece bir vakit daha geçtikten sonra, salona Faslı bir cüce olan hokkabaz Zerkon’nun gelmesiyle, hava birden bire değişmişti. Şimdi her yanı kahkahalar çınlatmaktaydı. Zira, Zerkon yüzünü değiştirerek öyle mimikler yapıyor ve değişik kılıklara bürünüyordu ki, ortalığı kırıp geçiriyordu

Salonda ciddiliğini bozmadan eğlenceyi seyreden yalnızca Attila vardı. O, sade fakat çok temiz tüylü deri elbisenin altında, son derece sağlam görünen yapısıyla, arkasına yaslanmış bir vaziyette gülmeden oturmaktaydı. Şimdi onu ne düğün hediyesi olarak gelmiş, altın ve gümüş işlemeli kıymetli eşyalar, değerli atlar, peşem taşlı mücevherler, rengarenk dokunmuş cins cins kumaşlar, halılar, işlemeli ipekli kumaşlar, kıymetli taşlarla kakmalı eğerler ve ne de Asya’dan gelen Türk prenslerinin Çin’den yağmalayıp getirdikleri üzerlerinde esrarlı işaretler bulunan tunçtan kaplar, resimler, fildişi heykeller ve daha pek çok değerli hediyeler ilgilendiriyordu. O tahta kupasındaki içkisini yudumlarken birazdan yanına varacağı kumral ve narin yeşil gözlü genç sevgilisini hayal ediyordu. O bunları düşünürken, ziyafet sofrasındaki yabancı konuklar da; Attila’yı gizlice süzerek aralarında, kendi krallarında olmayan azametli fakat sade görünüşünü, vakur ve ciddî tavrını tartışıyorlardı.

atila2

ZİFAF

Gece yarısına doğru yerinden kalkan Attila, konuklarına eğlenceye devam etmelerini söylemiş sonra da hayalinden hiç çıkmayan İldiko’nun o beyaz ve kumral parlaklılığı olduğu halde zifaf odasına doğru yürümüştü. Eğlence gün boyu devam ettiğinden gece yarılarına kadar yenilip içilmişti. Bunun etkisi Attila’da da gözükmekteydi. Fakat, gelin için hazırlanan odanın perdesini kaldırıp da içeri girdiğinde karşısında, beyaz tül elbiselerin içerisinde kendisini ayakta karşılayıp bekleyen İldiko’yu görünce, her şeyi unutmuştu…

Yordanes’in, Bizanslı tarihçi Priscus Panites’den naklettiğine göre, aynı gece Doğu Roma İmparatoru Marcianus İstanbul’daki sarayında uyurken, gördüğü korkunç bir rüya ile bağırarak uyanmıştı. Yanma gelen subaylarına:

” Kendisini tehdit eden bir ok yayının hemen iki parçaya bölünerek ortadan kaybolduğunu” anlatması üzerine, subayları İmparatoru yatıştırmak üzere;

“Bu İmparatorluğumuz için hayırlı bir şeydir. Size ülkemizin korkunç bir düşmanının öldüğünü müjdeler efendimiz…” demişlerdi. Bu yay, Bizans İmparatorluğunu tehdit eden Hunlar’ın işareti olarak sayılmıştı. Bundan sonra imparator sakinleşerek dualar okuyup yatmıştı.

O sıralarda Hun sarayının içindekiler ve dışındakiler eğlencelerini çılgınca sürdürmekteydiler. Günün ilk ışıkları ovaya düşerken, eğlencenin verdiği yorgunluğun etkisiyle hepsi uyuya kalmışlardı. Saatler geçmiş öğle olmuştu. Güneş ortalığı ısıttığında ova yeniden canlanmış, kutlama törenlerine yeniden başlamak üzere hazırlıklara girişilmişti. Vakit ikindiye yaklaşıyordu. Törene devam edilmesi için Attila’nın gelmesi beklenmişse de Hakan ortada görünmemişti. O sırada Attila’nın odasından hiç bir ses çıkmaması, bu duruma alışık olmayan hizmetkârlarını telaşlandırmıştı. Hizmetkarlar kapıda nöbet tutan muhafızlara, içeride bir ses duyulmadığını ve bu durumdan endişelendiklerini söylemeleri üzerine, askerler komutanlarını çağırmışlardı. Attila’nın oda kapısı önce yavaşça tıklatılarak, “Efendimiz, efendimiz… ” diye seslenilmiş ise de içeriden bir cevap alınamayınca, bu defa, kapıyı yumruklamaya başlamışlardı. Durumu öğrenerek oraya koşup gelen komutanlar, şüpheden çılgına dünmüşlerdi. Sonunda kapının kilidini kırarak içeriye girmeye karar vermişlerdi. Odaya girdiklerinde gördükleri manzara karşısında konup kalmışlardı. Attila ölmüştü.

YUĞ TÖRENİ

Hemen Attila’nın oğullarına haber verilerek oraya çağırılmıştı. İçeri ilk giren komutan Attila’yı yatağının üzerinde yüzü koyun yatar bulmuş, üzerine doğru eğildiğinde ağzından boşalıp gelen kanın yatağın üzerindeki kürkü kızıla boyayarak bir kan gölü oluşturduğunu görmüştü. Hışımla çevresine bakındığında, az ötede yere çökmüş bir vaziyette hıçkırıklara boğularak ağlayan İldiko’yu görmüşler ve korkudan tir tir titreyen kızı sorguya çekerken, otacılar da (doktor) Attila’nın çıplak bedeninin her yanını inceleyerek bu ölüme sebeb teşkil edecek bir şeyler aramaya koyulmuşlardı… İncelemeler bittiğinde Attila’nın eceliyle ölmüş olabileceğine karar vererek, Hun halkına durumu bildirmişlerdi. Dışarıda büyük bir vaveyla kopmuş, sarayın içinde düğün töreni için hazırlanan ipek bir çadıra kürklerle kapalı yüksek bir yatak yerleştirilerek Attila buraya yatırılmıştı. Eski Türk törelerine göre yuğ törenine başlanmıştı.

Hunlu kadınlar hıçkırıklara boğularak ağlıyor, üstlerini başlarını paralıyorlardı. Erkekler ise acılarını göz yaşlan ile göstermediklerinden saçlarını keserek, yüzlerinde derin yaralar açıyorlardı. Yiğit Hun savaşçıları yüce baş buğları Attila’nm önünde kanlarını akıtarak acılarını ifade etmeye çalışıyorlardı. Ovayı o güne kadar görülmemiş korkunç ve acı bir uğultu kaplamıştı. Hun halkı askerlerle birlikte kılıçlarını havada acı haykırışlarla sallarlarken, süvariler de Attila’nın cenazesinin çevresinde gittikçe daralan dâireler çizerek delicesine at koşturuyorlar, bu arada yaylarını gök yüzüne doğru çekerek oklarını var güçleriyle mavi boşluğun içine bırakıyorlardı. Bütün oyunlar gösterilip atlar yorulunca, ozanlar kopuzları ile Attila’nın büyük başarılarını, eski Türk efsanelerini ve geçmişteki Türk hakanlarının şanlarını dile getiren yapık deyişlerini ve ezgilerini halkla birlikte haykırarak söylüyorlardı.

Gece geldiğinde, Attila’nın vücudu bir halıya sarılarak, önce bir altın tabuta yatırılmış bu da gümüş bir tabuta ve sonra da demir bir tabuta konulmuştu. Süvarilerin arasında kimsenin yerini bilemeyeceği ve bulamayacağı bir yere götürülerek derince bir çukur kazdırılarak gömülmüştü. Hattâ gömenlerin sonradan oklanarak öldürüldükleri de rivayet olunur. Attila ile birlikte onun silahları, kıymetli eşyaları at takımları da gömülmüştü. Yine bir söylentiye göre tabutun bir dere yatağına gömüklüğü de anlatılır.

ECELİYLE Mİ ÖLDÜ… ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?

Büyük Hun Hakanı Attila, “Ey oğullar, ben çok yaşadım. Çok savaşlar gördüm. Çok ok attım. Çok ata bindim. Düşmanlarımı ağlattım. Dostlarımı güldürdüm. Gök Tanrı’ya borcunu ödedim. Sizlere yurdumu emanet ediyorum” diyen Oğuz Kağan’ın 18 nci kuşaktan, Orta Asya’daki efsanevi yiğit Türk kahramanı Çiçi Yabgu’nun da 12 nci kuşaktan torunu olup, Mancuk’un oğluydu.

Onun bu anî ve beklenmedik ölümü tabii bir ölüm müydü yoksa, bir damar çatlaması sonucu meydana gelen kanama ile eceliyle mi ölmüştü veya bir katilin suikast i veyahut da genç gelinin bilinmedik sinsi bir oyunu sonucu mu katledilmişti, hiç bir zaman bilinemedi… Tarihin gizlilikleri içinde kaybolup gitti…

Zamanımıza kadar uzanan tarihî kaynaklarda şöyle geçer: Gassiodorus’a göre: “Hun kralının aşırı burun kanamasından öldüğü” Marcellinus Comes’e göre; “bir kadın tarafından kılınçla öldürüldüğü”, diğerlerine göre de “Kan kusarak” öldüğü söylenir. Ravenna papazlarının tarihini yazan Agnellus ise; “ Attila ’nın bir kadın tarafından öldürüldüğünü” söyler. Büyük Şarlman’ın saray şairi de (IX. asrın sonlarında yaşamıştır) Attila için şunları demektedir: “Hun kralını öbür dünyaya gönderen bir kadın eli idi, ki gece yarısına doğru Attila içtiği fazla şaraptan derin bir uykuya dalmıştı, fakat zalim zevcesi uyumamıştı. İntikam hissi kendisini uyutmamıştı ve babası katledildiğinden dolayı zevcinden bu intikamı almıştı”. XII. yüzyıla ait bir başka kayıtta da; “bu genç kızı Attila, babasını öldürerek zorla almıştı ” sözleri yazılıydı.

Onu belki de, girişeceği düğün ertesi büyük askerî harekâttan haberi olan ve ne tarafa gideceğini bilmeyen müttefikleri, seferden alıkoymak üzere tertipledikleri suikast neticesi öldürmüşlerdi. Çünkü Doğu Roma’nın hazırladığı bir suikastan da yine bir vakitler kıl payı kurtulmuştu.

Artık Avrupa korkulu bir rüyadan uyanmış, Tanrı’nın kendi üzerlerine saldığı bir bela olarak gördükleri bu amansız düşmanından kurtulmuşlardı. Fakat gerçek şuydu ki; Orta Asya’dan Volga’ya, Kafkaslar’a oradan da Karadeniz’in kuzeyine ve Macar ovalarına kadar yayılan Türkler’in Hun hanedanı, Orta Asya’daki kavimler den sonra Avrupa milletlerini de atlarının nalları altında ezip geçerek, dünyanın en büyük cihan imparatorluğunu kurmuşlar ve Avrupa’yı dehşete salmışlardı. Yine dünyada Osmanlı Türk hanedanından sonra hükümdarlığını sürdüren en uzun ikinci büyük Türk sülalesi budur.

tag:hun imparatoru attilanın ölümü, hun imparatoru attila, hun imparatoru attila kimdir,attila öldürüldümü,yuğ töreni,

Bir önceki yazımız olan Şiilik ve Sünnilik Nedir başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

İlgili kelimeler:
attila kreka

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.