Atatürk ilke ve inkılapları.com

En Popüler Atatürk Sitesi

Get Adobe Flash player

kpss Kısa Tarih Notları

Her Yer Atatürk

Mithat Paşa Kimdir

MİTHAT PAŞA KİMDİR

Büyük devlet adamı. Meşrutiyet inkılâbının asîl ve necîp lideri; Türkiye’de hürriyet mücadelesinin masum şehidi; 1822 de İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ahmet Şefik’tir; babası kadılıklarda bulunmuş ulemadan Rusçuklu Hacı Eşref Efendi isminde namuskâr ve bilgili bir adamdı. Oğlunu sağlam bir müslüman terbiyesiyle yetiştirdi ve Ahmet Şefik Efendi henüz 11 yaşında iken hafızı Kur’an oldu. 13 -14 yaslarında iken Babıali’de Divanı Hümayun kalemine kâtip olarak girdi. Asırlardan beri kalemler (devlet daireleri) istidatlı çocukların yetiştirildiği bir mektep vazifesini görürdü. Ahmet Şefik Efendi de

hem medrese derslerine devam etti, hem de kalemdeki değerli kimselerden hususî olarak Arapça ve farsça öğrendi ve bu kalemde kendisine Mithat mahlası verildi. 1844 ile 1849 arasında kâtiplik ile Şam, Konya, Kastamonu vilayetlerinde dolaştı. Doğruluğu ve çalışkanlığı ile tanındı. Bir ara Suriye’de bir devlet alacağının tahkikine memur edildi ve eşhas elinde kalmış binlerce lirayı meydana çıkardı; bu meselede gösterdiği namuskârlık Mustafa Reşit Paşanın bilhassa alâkasını çekti ve Mithat Efendiyi himayeye başladı. Ona görüş ufkunun genişlemesi için Fransızca öğrenmesini tavsiye etti ve Mithat Efendi otuz beş yaşlarında iken bu yabancı dili öğrenmeğe başladı. 1858 de, Reşit Paşanın ölümünden sonra Sadrazam olan Âli Paşadan müsaade alarak bir Avrupa seyahatine çıktı, Belçika ve İsviçre’yi dolaştı. 1861 de vezir rütbesiyle Niş valisi tayin edildi. O zamanlar Sırbistan, asayişi bozuk bir memleketti. Vali Mithat Paşa, bir taraftan şikâyetin önüne geçti, diğer taraftan yollar ve köprüler yaptırarak, sanat okulları açarak içtimai kalkınmayı temin etti. Merkezin nazarı dikkati bu münevver valinin üzerine çevrildi. Niş, Silistre ve Vidan vilâyetleri «Tuna Valiliği» adı altında toplandı ve idaresi Mithat Paşaya verildi. Paşa, yeni vazifesinde de parlak bir muvaffakiyete ulaştı; «Emniyet Sandığı» adı altında kurduğu müessese ile o memleketler halkını kemiren tefeciliğin önüne geçti. «Menafi Sandığı» adı altında bir ziraat bankasının temelini attı; imar işlerine, yol ve köprü inşaatına daha geniş ölçüde devam etti. Belediye teşkilâtı yaptı; «Islahhane» adı altında sanat mektepleri açtı. Bunun üzerine yeni kurulan Devlet Şûrasına reis tayin edilerek merkeze alındı; fakat her emrinin aynen tatbikini isteyen Sadrazam Âli Paşa ile geçinemedi; İstanbul’dan Bağdat valiliği ile uzaklaştırıldı. 1869 da Bağdada giden Mithat Paşa, Tuna eyaletindeki icraatını orada da tatbik etmek istedi, yeni Sadrazam Mahmut Nedim Paşanın çıkardığı güçlüklerle karşılaştı, istifa edip İstanbul’a dönmeğe mecbur oldu. 1872 de Abdülaziz’in huzurunda Mahmut Nedim Paşanın yolsuzluklarını acı bir lisanla anlattı ve bu veziri ağır şekilde itham etti; bunun üzerine sadrazam oldu; fakat bu en yüksek devlet makamında ancak üç ay kalabildi. Mahmut Nedim Paşa tarafından israf ve istibdada alıştırılmış Padişah, her arzusunun tatbikine mani olan Mithat Paşayı beğenmedi ve azletti. İktidara bir köle gibi hizmet eden Mahmut Nedim Paşayı getirdi.

Memleketin kurtuluşunu hürriyette ve meşrutiyet idaresinde gören münevver Türk gençliği, Namık Kemal ve arkadaşları, o zamanın tabiri ile «Yeni Osmanlılar» bu cesur ve dürüst devlet adamını tabiî bir liderleri gibi görüyorlardı. Mahmut Nedim Paşa halkın nefretini kazanmıştı. Padişah bu sadık adamını tekrar feda etmeğe mecbur kaldı; Mütercim Rüştü Paşa Sadrazam, Mithat Paşa da tekrar Şûrayı Devlet reisi oldu. Abdülaziz’e şahsî kini olan Serasker Hüseyin Avni Paşa, memlekette meşrutiyet idaresi taraftarı olan Mithat Paşa ile kolaylıkla anlaştı; bir askerî hükümet darbesiyle Abdülâziz tahttan indirildi; yerine geçen Beşinci Muradın da tecennün etmesi üzerine, meşrutiyete sadık kalacağına yemin eden İkinci Abdülhamit Padişah oldu ve Mithat Paşayı Sadrazam tayin etti. Fakat ruhen mutlakıyete taraftar Padişah ile hayatı pahasına da olsa meşrutiyetin müdafi olan Sadrazam geçinemediler; Mithat Paşa azledildi. 1877 Rus Harbinin doğurduğu siyasî buhrandan istifade eden İkinci Abdülhamit Meclisi dağıttı. Paşanın nüfuzundan çekinen Padişah onun şöhretini tamamen ezmek istiyordu. Abdülaziz’in intihar etmeyip katledildiği idadisiyle 1881 de bir dâva açtırttı; Yıldız Sarayında kurulan fevkalâde bir mahkemede Mithat Paşa, Damat Mahmut ve Damat Nuri Paşalar, ve Sultan Azizi öldürdüğü iddia edilen ayak takımından bir kaç pehlivanla beraber bir Padişah katili olarak itham edildi ve idama mahkûm oldu. Padişah, bu idam hükmünü müebbet sürgüne çevirdi. Mithat Paşa, iki felâket arkadaşı ile Taife gönderildi. Nuri Paşa aklını oynattı. Mithat Paşa ile Mahmut Paşa da bir müddet sonra Tarifte esrarengiz bir şekilde boğularak öldürüldü. Bu büyük hürriyet şehidinin kemikleri ancak 1950 de vatana getirildi ve bir tören ile İstanbul’da Hürriyeti Ebediye Tepesindeki yeni kabrine bırakıldı. 

 

.

Site İçi Arama

Popüler Tarih