Anasayfa » Kim Kimdir » Mehmet Akif Ersoy Hayatı

Mehmet Akif Ersoy Hayatı

MEHMET AKİF ERSOY HAYATI

Samimî duygularıyla çok büyük bir müslüman şairi… Kalbi, felâketli savaşların hatıraları ile durmadan kanamış ve coşkun feryatlarını tertemiz ve pürüzsüz bir türkçe ile arşı âlâya yükseltmiş büyük bir vatan şairi… Türk milletinin asalet, kudret ve civanmertliğine bütün varlığı ile inanmış ve bağlanmış; milletinin gördüğü haksızlıklara karşı kudretli kaleminin bütün şiddetiyle isyan etmiş ve bu uğurda hayatını siper etmiş bir kahraman… Türklük ve Müslümanlığın vakarlı ve mağrur savunucusu; Çanakkale kahramanlık destanının ve Türk İstiklâl marşının unutulmaz büyük şairi; vezne ve lisana hâkim bir üstat…

1873 te İstanbul’da doğdu. Babası,

Fatih Medresesi müderrislerinden İpekli Mehmet Tahir Efendi’dir. Fatih rüştiyesinde ve İstanbul idadisinde okudu; aile muhitinde temiz ve heyecanlı bir dinî terbiye gördü. Babasını on dört yaşlarında iken kaybetmişti. Ailesi zengin değildi. Hayatını kazanmak mecburiyetinde olmasına rağmen tahsilini bırakmadı, Mülkiye Baytar mektebine girdi ve bu mektebi sınıfının birincisi olarak bitirdi. Bir taraftan da Arapça, farsça ve Fransızca öğrendi. Baytardı, fakat edebiyatı ve şiiri bir münevver adamın günlük tabiî meşgalesi kabul etmişti. Mesleği icabı Orman ve Ziraat Vekâletinde memur oldu. Rumeli, Anadolu ve Suriye’de baytar müfettişi olarak dolaştı; halk ile düşüp kalktı. Köylünün, kasabalının ıztıraplarını, memleketin harap ve bakımsız halini yakından gördü. Milletin ruhundaki cevheri, yükselme iştiyak ve kabiliyetini yakından tanıdı. 1908 inkılâbından sonra baytarlığı tamamen bırakarak kendisini edebiyata verdi. Seçkin kaleminin, derin bilgisinin hakkı olarak Halkalı Ziraat Mektebi ile İstanbul Darülfünununun edebiyat öğretmenliğine tayin edildi. Şeyhülislâmlık dairesinde kurulan  meclise üye oldu. Birinci dünya  savaşı mütarekesinin kara günlerinde Millî Mücadele başlarken Anadolu’ya geçti. Birinci Büyük Millet Meclisine Burdur mebusu olarak girdi. Köy köy, kasaba kasabadolaşarak, coşkun şiirleriyle, âlimane konferanslarıyla, hutbeleriyle, vaizleriyle, sözlerine katılan gözyaşlarıyle milleti vecd ve heyecanla silâh başına, cepheye koşturan büyük mürşitlerden biri oldu. Zaferden sonra, bazı fikir anlaşmazlıkları yüzünden sessiz, gürültüsüz, iddiasız Mısıra çekildi, orada kendisini tamamen ilme verdi. Kahire Üniversitesine Türk Edebiyatı Profesörü tayin edildi. 1936 da ağır hastalandı: «Vatanımda ölmek, vatanımın toprağına gömülmek isterim…» diyerek İstanbul’a döndü. Hakkı olan coşkun sevgi ve hürmetle karşılandı. Vapurdan inip ö- lüm döşeğine yattı… ve ölüm haberi büyük şehrin sayılı matem günlerinden biri oldu. Gençliğin elleri üstünde Edirnekapı dışındaki mezarlığa defnedildi. Büyük adamın ebedî istiratgâhına tevdi edilirken  yüzünün kalıbı, kıymetli heykeltraşRatip Aşır Acudoğu’nun elindendir.

Balkan Harbi ve Birinci Cihan savaşı yıllarında Sırat-i Müstakim ve Sebilürreşat mecmualarındaki makaleleri, dinî ve ahlâkî kanaatlerin ifadesinde yepyeni ve vakarlı bir cereyan açmıştı. Şiirlerini de «Safahat» adı altında toplamıştır. Safahat, yedi kitap olup şair her birine ayrı birer isim vermişti. Bu kitaplarsırasıyla şunlardır: 1 — Safahat içinde 43 şiir var; 2 — Süleymaniye Kürsüsünde; 3 — Hakkın Sesleri; 4 — Fatih Kürsüsünde; 5 — Hatıralar; 6 — Asım (Çanakkale kahramanlığı destanı bu kitabın bir parçasıdır); 7 — Gölgeler… Safahatın ilk altı kitabı İstanbul’da, sonuncusu olan gölgeler Mısırda basılmıştır.

MehmetAkif’in Türk irfan âlemine en büyük hediyelerinden biri de Kur’an’ı Kerim tercümesidir. Ne kadar yazıktır ki büyük şairin kalemiyle yapılmış olan bu tercüme neşredilmemiştir. 

Bir önceki yazımız olan İbrahim Şinasi Paşa Kimdir başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.