Anasayfa » Atatürk’ün Devrimleri (sayfa 3)

Atatürk’ün Devrimleri

Atatürk’ün Sanayi Politikası

ATATÜRK'ÜN SANAYİ POLİTİKASI

1929 - 1930 bunalımından sonra devletçiliğe yönelen Yeni Türkiye, özel girişimin 1923 den beri bir türlü gerçekleştiremediği sanayi hamlesini devlet gücüyle başarmak zorundaydı.

İktisat politikasında devletçilik sistemi kabul edilince, belediye görevlerini yürütmek amacıyla, bazı sanayi ve maden işletmeleri, karşılığı ödenerek kamulaştırıldı. İlk elde su, elektrik, telefon işletmeleri ile, Zonguldak Kömür İşletmesi ve demiryolları bu arada uluslaştırıldığı gibi, özel sermayenin kuramadığı temel sanayileri yoktan var etme çabasına girişildi.

Devamını Oku »

Atatürk’ün Devletcilik Anlayışı

ATATÜRK'ÜN DEVLETÇİLİK ANLAYIŞI

Devlet kavramı soyut bir kavram gibi görünse de, devlet yönetimi gözle görülür, kulakla duyulur, elle tutulur, somut bir gerçektir. Çünkü soyut kurallar değil, yaşayan insanlar yönetir devleti.

İnsan toplumlar kuruldu kurulalı, büyük yığınlar yönetilmede, küçük bir azınlık yönetmededir. Özü, insan yığınlarını yönetme olan soyut devlet kavramına somut biçim veren yöneticiler azınlığı iki elin on parmağını bulmaz bile. Yöneticiler safinda yer almış görünenlerin çoğu, en yukardan gelen buyrukları kuzu kuzu uygulamakla yetinir sadece Sözcüğün tüm anlamıyla yönetici, toplumun zirvesindeki kişidir. Aksaksız işleyen İngiliz ve Amerikan demokrasilerinde bile böyledir bu. Ayırım şudur ki demokrasilerde yöneticilerini (daha doğrusu yöneticisini), yönetilen halkın

Devamını Oku »

Medeni Kanununun Kabulü

MEDENİ KANUNUN KABULÜ (17 Şubat 1926)

17 Şubat 1926’da Medenî Kanunun kabulü, lâik devlet temeline gidişin en cesur ve en ileri bir adımıdır.

Bu kanunla Türkiye, hukuk kuralları bakımından yarı teokratik bir düzenden kurtularak lâik bir devlet niteliğini kazanmıştır.

Bilindiği gibi memleketimiz, 1839 Tanzimat Fermanına kadar tam teokratik bir devlet yapısına sahipti. Uygulanan bütün kanunlar, dinsel esaslara dayandılmıştı.Dinsel hukukun adına genel bir deyimle «Şeriat» denirdi. Bu kelimenin anlamı «Tanrısal Kanun»dur.

Tanzimat’ı izleyen günlerde, kültür bakımından Batı’ya bir pencere açtıktan ve bazı devletlerle yeni

Devamını Oku »

Türk Dil Kurumunun Tarihcesi

TÜRK DÎL KURUMUNUN TARİHCESİ

Türkçenin arılaşması akımı, örgütlendirilmiş olarak ancak Cumhuriyetten sonra başlamıştır. Daha önce Meşrutiyet yıllarında «Yeni Lisan» cılar gibi kişisel çabalarla karşılaşıyoruz.

Türk Dil Kurumu’nun kuruluşundan önce 17 Şubat 1929’da bir Türk sözlüğü hazırlanması amacıyla Başbakan İsmet İnönü’nün başkanlığında bir toplantı yapılmıştı. Talim ve Terbiye Kurulu üyeleri, Dil Heyeti,

Devamını Oku »

Atatürk’ün Milli Eğemenliğe Verdiği Önem

Atatürk'ün Milli Eğemenliğe Verdiği Önem

Millî egemenlik, yani milleti bizzat kendi mukadderatına hâkim kılmak esası, Atatürkçülüğün bağımsızlıkla iç içe girmiş ikinci büyük ilkesidir. Bu ilkeye göre, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir; hiçbir mana, hiçbir şekil ve hiçbir surette ortaklık kabul etmez. Bu iradenin, bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin birleşmesinden ibaret olması sebebiyledir ki toplum içinde her kuvvet, bu iradeden doğar; ancak bu iradeye uymak suretiyle yaşayabilir. Atatürkçü anlayışa göre, milletin irade ve emeline uymayanların talihi acıdır, yok olmaktır.

“Toplumda en yüksek hürriyetin,

Devamını Oku »

Atatürk’ün Bağımsızlık Anlayışı

Atatürk'ün Bağımsızlık Anlayışı

Bağımsızlık, en önde gelen Atatürk ilkesidir. Zira Millî Mücadele adını verdiğimiz büyük olay, her şeyden önce bu ilkenin gerçekleşmesi için yapılmış, sonunda başarıya ulaşmıştır. Çünkü esas olan, bağımsızlığına kastedilen Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşaması idi; bu esas da ancak milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasıyla temin olunabilirdi. Bu sebepledir ki Millî Mücadele’nin parolası, “Ya istiklal ya ölüm!” olmuştu.

Tam bağımsızlık,

Devamını Oku »

Ölçü Saat Ve Takvim Değişiklik

ÖLÇÜ SAAT VE TAKVİM DEĞİŞİKLİĞİ (DEVRİMİ)

Zaman ölçüsü olarak Osmanlılar döneminde hicri ve rumi takvim kullanılıyordu. İki takvim hem zamanla ilgili önemli sorunlar, hem de dış ilişkilerimizde karışıklıklar yaratı yordu. Bu nedenle 1926 yılında çıkarılan bir yasa ile Miladi takvim benimsendi.

Ölçü devrimine kadar okka

Devamını Oku »

Soyadı Kanunu

SOYADI KANUNU :(21 HAZİRAN 1934)

1934   yılına dek, Türklerin soyadları yoktu. Her ailenin her ferdi, ayrı ayrı ad taşırdı. Aile birliğini belirtecek ortak bir ad yoktu. Askere alma işlerinden, ekonomik ilişkilere kadar,

Devamını Oku »

Kılık Kıyafet Devrimi

KILIK KIYAFET DEVRİMİ (25 KASIM 1925)

Bu devrimden önce, vatandaşların kılık kıyafetleri karışık bir görünüşe sahipti. Bilgjnler sınıfı ayrı bir kılıkta, Hıristiyan ve Müslüman din adamları ayrı bir kılıkta idi. Vatandaşlar da, şalvar, potur, fes, kalpak gibi değişik giysiler giyiyorlardı.

Atatürk, kıyafet* devri mi ne ilk

Devamını Oku »

Ekonomi Alanında Yapılan İnkılaplar

Ekonomi Alanında Yapılan İnkılaplar

kurtuluş savaşımız sona erdiği zaman, Türk ulusu sözün tam anlamı ile yorgun ve yoksul durumdaydı. Ülke, bir uçtan diğer uca yakılıp yıkılmıştı. Şimdi yapılacak iş, ulusal egemenliğe ve siyasal bağımsızlığa kavuşmuş ülkeyi, ekonomik yönden de geliştirip kalkındırmaktı. Ancak bu kolay değildi.

Tarım alanında büyük bir çöküntü vardı. Zaten ilkel olan tarımımız, köylü nüfusun savaşlarda erimesi nedeniyle daha kötü duruma düşmüştü. Buğday bile bazı yıllar dışarıdan alınıyordu. Ulaşım zorlukları nedeniyle bazı bölgelerde bol olarak üretilen mallar, diğer yerlere götürülemiyor, böylece bir yanda ürünler çürümeye bırakılırken, öte yanda aynı ürünler bulunamıyordu.

1923 de Türkiye'de endüstri yok denecek kadar azdı. Ufak atölyeler ve üretim yerleri, yalnız el sanatları etkinliği durumunda idiler. Temel ihtiyaç mallarının hemen hepsi dışarıdan alınıyordu. Kapitülasyonlar Türk endüstrisinin gelişmesine izin vermemişti.

Devamını Oku »