Anasayfa » Atatürk'ün Söylediği Sözler » Atatürk’ün Başlattığı Arkeolojik Çalışmalar

Atatürk’ün Başlattığı Arkeolojik Çalışmalar

Atatürk’ün Başlattığı Arkeolojik Çalışmalar

 

Türkiye’de müzecilik çalışmaları, arkeoloji kazıları yine Cumhuriyetin ilânından sonra ciddî boyutlara ulaşmıştır. Atatürk’ün yeni müzeler açılmasında, İlmi kazıların başlatılmasında büyük payı vardır. Konya’dan Başbakana 1931 yılında çektiği telgraf bunun en belirgin örneğidir.

“Memleketin hemen her tarafında emsalsiz defineler

halinde yatmakta olan kadim medeniyet eserlerinin ileri de tarafımızdan meydana çıkarılarak İlmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap bir hale gelmiş olan âbidelerin muhafazası için fazla ihtimam gösterilmesi için daha fazla talebe yetiştirilmesi…”

Osmanlı imparatorluğunun son zamanlarında müze ve arkeolojik araştırmalarla ilgili işlemler Meclis-i Maarif ile Muhasebe-i Umumiye aracılığıyla yürütülüyordu. İstiklâl Savaşı sürerken müzeler yeni kurulan Hars Müdürlüğüne bağlanmıştı. Bu arada Adliye vekâleti ile yapılan bir anlaşma uyarınca da 1909 yılından önceye tarihlenen mahkeme sicilleri müzelere verilmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, arkeolojik yeni müzelerin kurulmasına başlanmıştır. Öncelikle Topkapı Sarayı acilen tamir edilip ziyarete açılmıştır. Bunu Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi izlemiştir.

Osmanlı imparatorluğunun son yıllarında tamamıyla yabancı araştırmacıların kontrolünde olan arkeolojik araştırmalarda Türk arkeologları da yerlerini almağa başlamıştır. Bu arada yabancıların yaptığı kazılarda Türk hükümetinin denetimi altına girmiştir.

Atatürk’ün emriyle Cumhuriyet devri araştırmalarına Gazi Orman çiftliğinde küçük bir Frig tümülüsünün kazılmasıyla başlanılmıştır. Bunu Ankara’nın güneyinde Roma çağı taş ocağındaki araştırmalar izlemiştir. Cumhuriyet devrinde, kısa sürede Türk uzmanlar yetişmiş, Milli Eğilim Bakanlığı ile Türk Tarih Kurumu’nun işbirliği sonucunda kazılar birbirini takib etmeğe başlamıştır. Meselâ Kültepe’de Hrozny, Alişar Höyük’de  V.D. Osten, Boğazköy’de K. Bittel Hitit ve Frig çağı kültürlerini araştırmıştır. Bunun arkasından Hamit Zübeyr Koşay’ın Ahlatlı bel(1933) Pazarlı (1937), Remzi Oğuz Arık’ın Karalar (1933), Göllüdağ (1934), Çan kırıkapı (1937), Ankara kalesi (‘1937’) kazıları ile iki bilim adamının Alacahöyük (1935) kazıları gelmiştir. Bu arada Türk Tarih Kurumu adına Prof. A.M. Mansel ’in Trakya

(1936-1938), Dr. Şevket Aziz Kansu’nun Etiyokuşu (1937), Selahattin Kantar’ın İzmir Namazgah (1932-1937) ve İstanbul Üniversitesi’nin Sarayburnu kazıları yapılmıştır.

Kısaca, sözünü ettiğimiz Cumhuriyet devrinin bu ilk kazıları ve sonuçları ile Atatürk çok yakından ilgilenmiştir. Avusturya Arkeloji Enstitüsü, Alman İlim Cemiyeti ve Türk arkeologlarının 1926 yılında başlattıkları Efes kazıları ise Dünya arkeolojisine ışık tutacak nitelikte eserleri ortaya çıkarmıştır. Atatürk’ün başlattığı kazılar, eski medeniyetlerin birbirlerini izlediği Anadolu’yu bilim dünyasında birden ön plana çıkarmıştır. Nitekim 1930 yılında Fransa’da kurulan Anadolu medeniyetlerinin tarihini, dillerini, konularını, dinlerini, sanatlarını ve diğer medeniyetlerle münasebetlerini inceliyen “Hitit ve Asiatik Araştırmalar Derneği” onun koruması altında çalışmalarını sürdürmüştür. İlk toplantısını 2-12 Temmuz 1932’de yapan Türk Tarih Kurumu’nun başlangıç çalışmalarında Türklerin Orta Asya’dan akışı ve dünya tarihindeki yeri üzerinde durulmuş, daha sonra da Anadolu kültürlerinin araştırılmasına yönelinmiştir. İstanbul’da 20-26 Eylül 1937 tarih-leri arasında toplanan II. Türk Tarih Kongresinin ana amacı ise kültür mirasımızın dünyaya duyurulması idi. Kongrenin yanı sıra, Beylerbeyi sarayında Cumhuriyet devri kazılarında ortaya çıkarılan eserler sergilenmiştir.

Bir önceki yazımız olan Atatürk'ün Sinema Ve Tiyatroya Verdiği Önem başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.