Anasayfa » Atatürkün Hayatı » Türk Devrimi Nedir

Türk Devrimi Nedir

Türk Devrimi Nedir

insanoğlunu kan ve baruta boğan bu evrensel gerçek 1789 yılı ve devrimi Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını ve insan anlayışını zorlamaya başlamıştı. Bu zorlayış ilk ürünlerini Genç Osmanlılar ve daha sonra Genç Türkler nitelemeleri altında toplanan ve bir tür düşün akımı olarak kabul edilebilecek yapıyı gösteren devimde ortaya koyar.

Böylece, kan ve barut kokusu 1789 olarak, bu kez, kendi toplumsal ve bireysel yapısından tümüyle ayrı olan bir yapıda, yani Osmanlı İmparatorluğunda, düşün akımı olarak değer kazanmaya başlar. Bu da bize, bir başka gerçeği dile getirir. işte Osmanlı İmparatorluğu ve onun tarihsel toplumsal konumu, bu gücün bir başka biçim ve veri altında gerçekleşmesini sağladı. Bu da «Türk Devrimi»’nden başka bir şey değildir.Yapılan ve yapılmakta olan devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve tüm anlam ve biçimiyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. Devrimin

temel ilkesi budur» . Demek ki, Türk devriminin oluşturucusu ve önderi Atatürk, Türk devrimini bir ideoloji olarak böyle belirlemektedir. Bu ideolojide, biz, ilk önce, geçmişin kokuşmuş anlayışından sıyrılıp, yeni bir insan ve toplum anlayışına geçişi görüyoruz. Bu insan ve toplum ancak «çağdaş ve tüm anlam ve biçimiyle uygar bir toplum…» olacaktır. Çünkü, böyle bir toplumun bireylerini bundan böyle, «ulus» olarak, «…dinsel, mezhepsel bağlantı…» değil, tam tersine «ulusal» bilinç bağlayacaktır. Yani, yeni ve genç Türkiye bir Cumhuriyet olarak doğup, devrimin, somut gerçek olarak dış —nesnel— gerçek olan dünyada yer alan simgesini oluşturacaktır. Ulus’un, bu gerçeklikte var olması da, onun doğrudan doğruya, bu gerçekliğin gereksinimlerine bağlı olmaktadır. Çünkü, bu gerçeklik bir «savaşım alanı»’dır, orda, çağdaş uygarlık ve ulus olabilme savaşımı yatmaktadır. Çünkü, «…yaşamın ve gücün nedeni olarak bilim ve aracın ancak çağdaş uygarlıkta bulunabileceği…» «kanıtlanmış bir gerçek olarak…» ve özellikle bir «ilke» olarak önümüzde bulunmaktadır. Yine çünkü, bu ilkede biz, Atatürk’e göre, «devrimin doğal ve zorunlu gereği olarak genel yönetiminin ve tüm yasalarının ancak dünyasal gereksinmelerden esinlenen ve gereksinmelerin değişmesi ve gelişmesiyle sürekli değişme ve gelişmesi gereken dünyasal bir yaşam yönetimi…» bulmaktayız. Tüm bu sözler ve tanımlamalar, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni bir Devlet olarak çağdaş dünyada yer almasını hazırlayacak olan Kemalist ideolojiyi göstermektedir. Bu ideoloji, ilkelerini, Fransız Devrimi ve onu da hazırlayan Aydınlanma Çağı ilkeleri etkisinde oluşturmuştur

Hangi Model:

Yalnız bu tarihsel – evrensel olgu gerçekleşirken, önünde bir modele sahipti. Bu model, hiç kuşkusuz ve tartışmasız Fransız Devrimi’dir. Fransız Devrimi’nde de, özgürlük, ulus, ulusal bilinç, eşitlik, kardeşlik gibi evrensel kavramlar özellikle JJ. Rousseau ve Montesquieu gibi düşünürlerin etkisinde ön plana geçmiş olup geniş halk yığınlarını devrime itmiştir. Yalnız bu arada, burjuvazinin bu devimde motor rolünü yüklendiğini unutmamak gerekir. Çünkü, o zaman, burjuvazi bugünkü gibi yönetime sahip değildi. Tam tersine aristokrasinin arkasından gelen ikinci derecede bir sınıftı. işte 1789 devrimi, geniş halk kitlelerinin biraz öncede belirtmiş olduğumuz düşünceler çizgisinde, gerçekleştirmiş olduğu bir devrimdir. Böylece, bu halk kitlelerinin kan ve barut kokan fedakârlıkları sonucu, burjuvazi umduğunu bulmuş, aristokrasiyi devirerek yönetimi ele geçirmiştir.

Bu nedenle Gazi Mustafa Kemal 16 Ocak 1923 İzmit Basın Toplantısında devrimi bir kez daha şu biçimde tanımlayacaktır : «Devrimin yasası, tüm yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki akımı boğmadıkça, başladığımız Devrim ve yenileşme atılımı bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de bu böyle olacaktır.» Mustafa Kemal, bu sözlerle aynı zamanda belli bir tutum almış olmaktadır. O da, ulusal bilincin ve ulusal egemenliğin pekişmesinin ve sürmesinin kendisinin bizzat başlattığı devrimlere ve onların sürekliliğine dayandığını kabul etmesidir. Üstelik, bu devrimlerin engellenmesi, ancak devrim düşüncesinin ve Kemalist devrimlerin yok edilmesine bağlıdır, işte salt bu nedenle, Atatürk devriminin tanımını yapmak ve «devrim yasasını» ortaya koymak zorunluluğunu hissetmiştir. Son yıllar Gazinin ne denli haklı olduğunu somut bir belge olarak göstermiyor mu? Bunun yanısıra, tam on yıla yakın bir süre sonra, Dr. Reşit Galip te 19 Şubat 1932 de Halkevlerinin açılış töreninde Atatürk Devrimleriyle ilgili olarak şu düşüncelerini dile getirecektir : «Artık Devrimlerin bittiğinden ve işlerin doğal akışına bırakılmasından söz edenler var. Biz, kaybettiğimiz zamanları, bizi beklemek niyetini göstermeksizin, süratle ilerleyen başka ulusların peşinden, doğal diye nitelendirilen yolda salma salma yürümekle kapayamayız. Biz, derece derece ilerleme ilkesini yolumuzun üstünde çiğnemek ve kültür yolundaki ilerlememizi Devrimlerin hızı ve şiddetiyle yapmak, sosyal yasalara yeni bir yasa eklemek zorundayız.»

Çünkü amaç, «Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkartacağız» düşüncesi ve ilkesini Tarih önünde kanıtlamaktır. işte bu kanıtlama olgusu bugünde tüm şiddetiyle sürmektedir.

Çünkü, 5 Kasım 1925’te Ankara Üniversitesinin çekirdeğini oluşturan Ankara Hukuk Mektebinin açılışında yaptığı tarihsel konuşmada tarih içindeki, Türklerin tarihinin içindeki çelişkiyi vurguluyordu : Bu çelişki, kendisinden beş yüz yıl önce yaşamış, bir tür Türk Rönesansı denebilecek bir girişimin, irtica tarafından nasıl boğulduğunu, yani Fatih’i anımsayarak gösteriyordu : «Uluslararası genel tarih içinde Türklerin 1453 zaferini, İstanbul’un fethini bir düşünün!.. Tüm bir dünyaya karşı İstanbul’u Türk toplumuna mal eden güç, aşağı yukarı o yıllarda keşfedilen matbaayı ülkeye getirebilmek için o zamanki hukukçuların uğursuz direnişini yenememişti. Eskimiş, köhne hukukla dar kafalı ulemadan buna izin koparabilmek için üç yüz yıl, kuşkular, kararsızlıklar, üzüntüler içinde beklemek zorunda kalmışız…» Demek ki Fatih’ten bu yana geçen beş yüz yılık bir geride kalışı yok etmek ancak bir tek olguyla gerçeklik kazanabilirdi: O da Devrim’di. Çünkü, «Ulusun yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa, bu hata bizde değildir. Türkün karakterini anlamayarak, kafasını bir takım zincirlerle saranlardadır.» Gazi Mustafa Kemal, Sarayburnu, 9 Ağustos 1928. Bu zincirlerin kırılması Atatürk’e göre, ancak onun başlattığı devrimlerin başarısına ve sürekliliğine bağlıdır. Bu devrimlerin sonunda da, bir ulusal kültür oluşacak ve bu kültür de ulusal bilinci simgeleyerek «… çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne…» çıkarılmak zorunluluğu içerecektir. Ancak bu durumda ulusal olan bir kültür evrensel bir kültür durumuna geçebilir. Yani tüm insanlığın malı olabilir. Tüm bu düşüncelerin ürünleri olarak devrimlerle birlikte üst yapısal kurumlar kurulmaya başladı; Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Üniversiteler vb. gibi. Üst- yapısal kurumların görevi ulusal bilinci eğitmek ve onun pekişmesini sağlamaktı. Böylece Devlet ile yurttaş bütünleşerek birbirlerinin yapılarında kendi varlıklarını bulacaklardı. Böylece Cumhuriyet, halkın kendi kendini yönetmesi olarak, demokrasiyi simgeleyen evrensel bir yönetim biçimi oluyordu yeni Türk toplumunda. Bu yönetimsel yapı Batı Demokrasisinden başka bir tür değildi. Devrim, Cumhuriyet, Demokrasi bütünleşmesi de Osmanlı İmparatorluğu’nun I. ve II. Meşrutiyetlerdeki yönetim biçimi ve Meclisinden bu model Prusya Kralı Frederik Guillaum II. ve III. zamanlarındaki Monarşi Meclis biçimidir – Fransız Devrimi ve onun modeli olan Batı Demokrasisi’ne geçiştir. Yani, Padişah’ın meclisinden halkın meclisine geçiştir. Bu geçiş, doğal olarak Fransız Devrimi’nin ekonomi modelini de beraberinde getirmiştir. Bu da karma ekonomiden başka bir ekonomi değildir. Türk devriminin tarihi bize sırasıyla şu gerçekleri gösterir : Çökmekte olan bir İmparatorluk modeli yerine, yeni ve modern bir Devlet’in oluşmasını hazırlayabilecek bir başka model; Cumhuriyet, onun evrensel kurumlan, bu kurumların varlığını kanıtlayan ulusal bilinç ve ulusal sınırlar. Onlar da bize« egemenlik ulusundur» kavramını ve gerçeğini vermektedir. Bu bilinç ve egemenlik, meclisler ve ulus istenci yolu ile belirlenerek somutluk ve evrensellik düzeyine yükselecektir. Demek ki, bu tarihsel olgunun kaynağında Batı türünden bir Devlet olmamızı hazırlayan Atatürk Devrimleri ve onların sürekliliği bulunacaktır. Çünkü, onların kökeninde bilincin ulusal oluşu ve egemenliğin ulusa yayılması yatmaktadır.

 

Bir önceki yazımız olan Atatürk'ün Eğitime Verdiği Önem başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.