Anasayfa » Atatürkün Hayatı » Atatürk’ün Eğitime Verdiği Önem

Atatürk’ün Eğitime Verdiği Önem

Atatürk’ün Eğitime Verdiği Önem

Atatürk bir eğitim düşünürü olmamasına karşın, eğitim ve öğretim ile yakından ilgilenmiştir. O’nun eğitim ve öğretim ilişkileri, kendi tercihini kullanarak girdiği Selanik Askeri Rüştiyesi’nde başlar. Zamanla bu ilişki etkiye dönüşmüştür. Daha çok yeni hükümetin kuruluşunda, devlet başkanı ve devrimlerin lideri olduğu dönemlere ait olan bu etkiler, gençliğinden beri süregelen eğitim ilişkilerinin bir sonucuydu. Atatürk, kendisine sorulan «Cumhurbaşkanı olmasaydınız ne olmak isterdiniz?» sorusuna yanıt olarak «Maarifin başına geçmek isterdim» demiştir . Bu yanıt da Atatürk’ün eğitim alanı ile yakın bir ilgi ve ilişki içinde olduğunu gösterir.

Atatürk’ün eğitime ilişkin fikirlerinin oluşumu,

kendi eğitim devresine kadar uzanır. Ancak bu fikirlerin olgunlaşması, Ankara’daki aydın çevre ile fikir alışverişine başlamasından sonradır.

Atatürk, eğitim ile ilişkilerini klâsik veya geleneksel akımlarda değil, Türk eğitimini modernleştirmek, modem bir toplumun modem bireylerini yaratmak amacıyla sürdürmüştür.

Atatürk’ün eğitim konusunda ortaya koyduğu ilk amaç; en kısa zamanda bilgisizliği gidermek, tüm yurtta okur yazarları arttırmaktır . O’nun Eğitim alanına ilişkin tutum ve düşüncelerini, yüzyılımıza özgü yeni eğitim yöntem ve akımlarım çeşitli söylevlerinde açıkladığını görüyoruz.

Mustafa Kemal, Sivas kongresinde Amerikalı gazeteci Mr. Brovvn’la yaptığı bir görüşmede ilk olarak eğitim konusuna değinmiştir. Bu görüşmede Türk halkının iyi bir eğitim görmesi ve Türk köylüsünün, çocuklarının okur yazar olması ve okutulması gereğinden söz eder .

Mustafa Kemal bu görüşmeden sonra eğitime ilişkin ilk önemli konuşmasını ise 15 Temmuz 1921 de toplanan «Maarif Kongresi»nde yapmıştır. Bu konuşmasında Mustafa Kemal ulusal eğitim programını açıklar. Ulusal eğitim ile eski devrin hurafelerinden ve yabancı fikirlerinden, Doğu’dan ve Batı’dan gelen tüm etkilerden uzak, ulusal ve tarihsel karakterimize uygun bir kültürü kastettiğini ortaya koyar .

Mustafa Kemal’in eğitim ile ilgili ikinci önemli konuşması 1 Mart 1922 de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinin birinci dönem, üçüncü toplantısını açarken yaptığı konuşmadır. Bu konuşmada önce ulusal eğitim programını tekrarlamış, sonra da Maarifin temel görevinin bilgisizliğin yok edilmesi ve Türk çocuklarının toplumsal ve ekonomik yaşamda etkili ve yararlı olabilmeleri için gereken ilk bilgilerin uygulamalı olarak verilmesinin sağlanması olduğunu belirtmiştir .

Mustafa Kemal, ulusal eğitim programının daha genişletilmiş bir biçimde açıklamasını büyük zaferin hemen sonrasında 27 Ekim 1922 de Bursa Şark Tiyatrosun da kendilerini ziyarete gelen İstanbul ve Bursa öğretmenlerine yaptığı konuşmada ortaya koymaktadır. Bu konuşmasında yeni ulusal eğitim programına giren iki temel noktayı da belirtmektedir. Bunlar;

1. Ulusal eğitim programının toplumsal gereksinmelerimizi karşılaması ve bunlara uygun olması,

2 . Yüzyılın gereklerine uymasıdır .

1 Mart 1923 de Mustafa Kemal gene Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış konuşması sırasında ulusal eğitim programını ele alır. Eğitim ve öğretimde amacın, bilgiyi kişilerin maddi yaşamda başarılı olmasını sağlayan, uygulamalı ve kullanılabilir bir biçime getirmek olduğunu vurgular . Böylece artık İkinci Meşrutiyet devrinden gelen soyut eğitim fikirleri de bir tarafa bırakılmaktadır.

1 Mart 1924 de Türkiye Büyük Millet Meclisinin ikinci toplantı yılını açarken Mustafa Kemal hem Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, hem de Türkiye Cumhurbaşkanı ünvanlarını taşıyordu. Mecliste yaptığı konuşmada temel olarak eğitimin ekonomik yaşamdaki etkilerini vurgulamış ve eğitim görenlerin ekonomik yaşamda etkili ve başarılı olacak biçimde eğitilmesi gerektiğini belirtmiştir .

Bu konuşmanın ardından da 3 Mart 1924 tarihinde öğretimin birleştirilmesi (Tevhid-i Tedrisat) yasası çıkarılmıştır . Bu yasada tüm ulusun bilimsel düşünceye dayanan laik öğretimden gelmesi istenmektedir. Laik öğretim, öğretim personelinin ve ders programlarının laikliği ile dinî öğretime mali yardım yapılmaması konularını kapsamaktadır. Diğer bir deyişle laik öğretimle zihinlerin hurafelerden arınmak kalıplaşmış inanışlardan vazgeçilmesi, ulus gerçekleri ve yararlarının gözetilmesi amaçlanmaktadır.

Atatürk 1924 yılından sonra eğitim ile ilgili konuşmalarında eğitime etkisi kadar değinmez. Sadece Milli Eğitim Bakanlığının çalışmalarını özetler ve yeni birkaç direktif verir. Bu direktifler doğrultusunda 1 Kasım 1928 de arap kökenli örfler terk edilmiş ve yerine latin kökenli harfler getirilişti ” . 15 Nisan 1931 de de Türk ulusu için ulusal tarih yazma gereğinin duyulmasıyla «Türk Tarihi tetkik Derneği» kurulmuştur. Bu dernek daha sonra «Türk Tarih .Kurumu» adını almıştır . 31 Temmuz 1933 tarihinde de Darülfünun kaldırılarak yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuştur . İstanbul Üniversitesinin kuruluşundan kısa bir süre önce (1932 yılında) Türk dilinin zenginleştirilmesinin bilimsel bir biçimde araştırılması amacıyla bugünkü «Türk Dil Kurumu» Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla kurulmuştu .

Böylece Dil bir amaç olmaktan çok bir araç haline getirilmiştir. Artık Türkçe çeşitli grup ve sınıflar arasındaki sınıfsal farklılaşmaya yol açan bir etken olmaktan çıkıp, ulusal bütünlüğü sağlayıcı bir işlevi yerine getirebilirdi .

1932 yılından sonra eğitimin temel amaçlan aşağıdaki şekilde özetlenebilir :

1.Milliyetçi, halkçı, devrimci, laik Cumhuriyetin vatandaşlarının yetiştirilmesi,

2. İlk öğretimin genelleştirilmesi ve dağda yaşayan küçük çobana kadar tüm vatandaşlara okuyup yazma öğretilmesi,

3.Yeni kuşakların tüm eğitim kademelerinde uygulamalı ve ekonomik yaşama etken, başarılı kılacak bilgilerle donatılması,

4.Toplum yaşamında dünya ve ahret korkusundan doğan ahlâk yerine düzen ve disiplinin bağdaştırılması temeline dayanan gerçek ahlâk ve fazileti egemen kılmak,

5.Yukarıdaki dört maddeye dayanarak, yeni nesilleri, Türk ulusunu çağdaş uygarlık alanında en ileriye götürmeyi olanaklı kılacak bir irade ve kudretle yetiştirmek.

Atatürk, söylevlerindeki açıklamalarda kuramsal düşüncelere yer vermeyerek, somut, eyleme dönüştürülebilen çıkar yollan göstermiştir. Yukarıda belirtilen yasalar da bunu doğrulayan örneklerdir.

Bütün bu açıklamalardan Atatürk’ün eğitimci kişiliğinin geniş olduğunu, atılımlı gelişmeler gösterdiğini söyleyebiliriz. Her düşünür, her devrimci eğitimci bir nitelik taşır. Çünkü konusu eğitimin bir unsuru olan insandır.

Atatürk’ün eğitimci kişiliği yukarıda kısaca belirtilen söylevlerindeki açıklamaları çerçevesinde ve devrimci kişiliğine koşut olarak üç gelişme evresi gösterir.

1.Meslek alanında : Bu alandaki eğitimciliği, Kurtuluş Savaşı sonuna dek sürer.

2.Ulusal alanda : Ulusal alandaki eğitimci kişiliğinin geniş niteliği 15 Temmuz 1921 den (Ankara Maarif Kongresinde Öğretmenlere yaptığı söylevden) 1 Kasım 1930’a kadar sürer. Bu devredeki devrimci eğitim düzeninde ortaya koyduğu ve yapmaya çalıştığı; düşüncelerini, amaçlarını, eğitim felsefesini,

a) eğitim yasaları,

b) eğitim örgüt ve kurumlan,

c) eğitim, öğretim yöntemleri ile uygulama ve geliştirme uğraşıdır.

3.Evrensel düzeyde : Bu düzeydeki eğitimci görüşleri, ulusal alandakileri de içererek 1930’lardan sonraki söylevlerinde yer alır. Özellikle 1937 yılındaki söylevinde evrensel düzeydeki eğitim düşünceleri daha geniş ve belirgindir. Bu dönemde örgün ve yaygın eğitim daha açık bir biçimde ortaya koyulmuştur.

Daha önce de belirttiğimiz gibi Atatürk, yukarıda yer alan fikir ve uygulamalarına karşın bir eğitim düşünürü değildir. «O yeni bir eğitim sistemi önermediği gibi, bu konuya dört yanından değinen sistemli fikirler de ileri sürmemiştir. Onun eğitimle ilgisi sosyal değişmede eğitimin oynayacağına inandığı rol ölçüsünde olmuştur. Mustafa Kemal yeni Türkiye’nin kurulmasına katkısı olacak kuvvetleri ölçüp biçerken eğitimi görmemezlik etmemiştir. Cumhuriyetin bütün aydın kadrosu gibi eğitime büyük ölçüde bel bağlamış, onun toplum değişmesinde en önemli öğelerden olduğuna inanmıştır».

Atatürk 1923 yılında, daha önce de belirtildiği gibi çağdaş uygarlığı hedef olarak göstermişti. Aynı yıl İzmir İktisat Kongresinde (17 Şubat 1923) yaptığı konuşmada, Türkiye’nin çağdaş uygarlığa ulaşması, diğer deyişle modernleşmesi için refah devleti amacını ortaya koymuştu . 1924 yılında da yurt gençlerinin her eğitim kademesinde ekonomik yaşamda belirleyici, etkili ve başarılı olacak biçimde donatılması gerektiğini vurgulamıştır .

Ekonomik kalkınma ulusal yaşamın tüm süreçleri ile özellikle toplumsal kültürün gelişmesi ile ilgilidir; Ekonomik kalkınma ile kültür, birbirinden ayrı düşünülemezler. Bir toplumun ekonomik sorunları, o toplumun kültürünü de çizer. Ekonomik sistemdeki tüm değişmeler, mevcut kültürde de değişmelere yol açar.

Atatürk’ün Batı tipi bir toplum yaratma çabaları, sağlam temellere oturtulmuş ekonomik bir yapıya dayanmıyordu. Osmanlılardan devir alınan ekonomik yapı, asya tipi üretim biçimi ile feodalitenin kalıntılarını taşımakta ve dışa bağımlı bir kapitalizm görüntüsü sunmaktaydı . Bu nedenle Atatürk devriminin ardında yatan temel öğeler, toplumsal ve ekonomik değil siyasal ve ideolojik niteliklidir. Siyasal devrimler ulusun tüm çağdaşlaşma ve batılılaşma çabalarının altındaki temeli oluşturur . Atatürk devriminin siyasal nitelik taşımasında ekonomik ve toplumsal alandaki gelişmelerin yeterli düzeye ulaşamamış olmasının rolü büyüktü. Ayrıca Atatürk devriminin siyasal nitelikli olması, devrimin tüm kesimlerce benimsenmesi için çok süre gerektirmekteydi. Bu süreyi kısaltabilecek araçlardan biri ve en önemlisi de eğitimdi. Bu araçla çağdaş bir toplum yapısı yaratma olanaklı olabilirdi. Zaten çağdaş bir toplum yapısı yaratmaya yönelik tüm devrimler, eğitimde olduğu gibi ulusçuluk çerçevesi içinde gerçekleşmiştir.

Çağdaş bir toplum yapısı yaratmak için gerekli olan ve henüz yeterli düzeyde bulunmayan toplumsal ve ekonomik gelişmeler, bir üst yapı unsuru olan eğitim ile gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Atatürk elindeki devlet gücünü kullanarak eksikliği duyulan yeni bir toplumsal ve ekonomik yapı oluşturmayı başarmıştır.

Atatürk devrimi, üst yapı araçları kullanılarak toplumda alt yapısal değişmeler yaratmanın en güzel örneğini oluşturur. Diğer bir deyişle Atatürk devrimleri toplumun toplumsal ve ekonomik gelişmelerinin doğurguları değil, böyle gelişmeleri yaratmak için topluma yöneltilen yapay güdümlemelerdir . Ayrıca üst yapısal devrimler ile toplumsal ve ekonomik gelişmeleri içeren alt yapısal değişmeleri ulusçuluk çerçevesi içinde bütünleştirebilmesi, Atatürk’ün en büyük başarısı olmuştur.

Kısacası Atatürk devriminde gerçekleştirilen eylem; eğitimin, siyasal gücün bir aracı, bir işlevi ve bir üst yapı unsuru olarak, hem yapısal güdümlemelerle çağdaş uygarlığı yakalamada ve yeni bir kültür ve ideoloji yaratmada, hem de o güne kadar belli bir gelişme düzeyine ulaşamamış olan alt yapıyı oluşturmada etkili bir araç olarak kullanılmasıdır.

Atatürk devrimi, Türk toplumunun temellerini atmış, insanlığa, özgürlüğe yeni değerler kazandırmaya yönelik ilerici bir devrimdir. Atatürkçülüğün temelinde yatan ilkelerin kaynağı, insan sevgisidir. Bu sevgi kendi ulusundan hareketle tüm insanlığa kadar uzanır. Yüzyılımızda insanlığın bir bütün olarak daha çok özgürlüğe gereksinim duyması, Atatürk devriminin önemini de arttırmaktadır. Artan önemi doğrultusunda Atatürkçülüğü ulusal ve uluslararası düzeyde, onun çağdaş, dinamik karakterini yeterince yansıtacak ve yayacak bir tanıtma uğraşısı, en temel görevimizdir.

 

Bir önceki yazımız olan Atatürk İdeolojisi Nedir başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.