Anasayfa » Atatürkün Hayatı » Atatürk Mevlevi miydi

Atatürk Mevlevi miydi

Atatürk Mevlevi miydi?

Atatürk ve din konusu üzerinde tartışmalar, zaman zaman siyasi polemiklere dönüşmüştür.

. Her ne kadar bu konuda çeşitli yorumlar mevcutsa da, kuşku götürmez bir gerçek Millî Mücadele’nin manevî iklimini oluşturan “Kuvayı Milliye” ruhunun içinde, Türk milliyetçiliğin yanı sıra, daha doğrusu onunla imtizaç etmiş bir şekilde, İslam’ın varolduğudur. Şöyle ki: İslam, Birinci Dünya Savaşı’nın

sonunda her şeyi elinden alınmış, kurtuluş ümidini yitirmiş Anadolu Türk’ünü yeniden millî istiklâl hedefine doğru azimle seferber olmaya sevk etmiş en güçlü manevi motor rolünü oynayacaktı. Bu dahilî boyutuna ilave olarak, İslam bağı; Batı emperyalizmi karşısında müstemleke derekesine düşmüş Müslüman toplulukların Millî Mücadele süresince, ellerinden geldiği bütün imkânları Türkiye’nin kurtuluşu için adamalarını sağlayan en önemli köprü de olmuştu.

işte, sizlere şu tesbitleri hatırlatarak başlıkta ilan ettiğimiz konuya dönelim: Mevlevilerin Büyük Harp’te sembolik de olsa Müslüman halklarının maneviyatını yüksek tutmak için bilfiil alaylar oluşturdukları da malûmdur.

M. Kemal Paşa’nın Derne’de (1911) çarpışırken en içten sırlarını dahi açtığı silah arkadaşı Abdülkerim bey, mevleviydi.

Bu zat Mustafa Kemal ve arkadaşları Trablusgarb’e gittiği zaman Paris’e geçer. Orada Fransızları, Trablusgarb’ın İtalyanların eline geçmesi halince, Akdeniz’de mutlak bir İtalyan egemenliği hususunda uyarır. Ve oldukça da muvaffak olur. Fakat bu arada onun Trablusgarp’te gitmiş olan kadroya katılması hemen hemen imkânsızlaşmıştır. Çünkü İtalyan donanması bütün Trablus sahillerini mutlak bir abluka altına almıştır; geçemez, ve maalesef İstanbul’a döner. İşte bu tarihlerde Mustafa Kemal, kendisine Derne’den bir mektup yazar.

Bu mektupta M. Kemâl, Trablusgarp’ teki direnişin beyhude olduğunu belirtiyor ve bu arada da gözündeki rahatsızlığını nüksettiğini kaydediyor. Sol gözü göremez duruma gelmiştir. Mahalli doktorlar, ona bir daha göremeyeceğini söylemişlerdir. işte, o karamsarlıkla M. Kemal, şu harpten sonra askerlik mesleğinden istifa edeceğini ve bir köşeye çekilip çiftçilik yapacağını açık kalple itiraf etmektedir.

Tarih, hepimiz biliyoruz ki, farklı bir şekilde cereyan etti.

Yıl, 1919 Erzurum Kongresi toplanıyor. M. Kemal Paşa, mahallî hareketleri birleştirip Anadolu’da güçlü bir direniş vücuda getirme peşinde… İstanbul hükümeti, özellikle Damat Ferid bu istiklâl ateşini bastırmak azmindedir. M. Kemal için tek bir ümit vardır:

Damat Ferit Paşa’yı iktidardan düşürmek ve Ali Rıza Paşa’nın Sadrazamlığında bir hükümet kurmak. Bunu kim yapacaktır? Mustafa Kemal, o eski arkadaşını, kendi iradesiyle seçtiği arkadaşı Abdülkerim Paşa’yı bulur. Bilir ki, Abdülkerim Paşa’nın Osmanlı Sarayı ile münasebeti vardır, ve Padişah Vahdettin ile de. Çünkü Sultan Vahdettin de mevlevi idi. Ve o zaman Abdülkerim Paşa’yı devreye sokar. O zaman telefon yok malum, telgrafhanelere gidiyor iki taraf, başka yerden muhabere yok. Bir tanesi İstanbul’dan, bir tanesi Sivas’tan konuşuyorlar. Ankara yani Ali Fuat, Mustafa Kemal’e diyor ki, “Sivas’ta Abdülkerim Paşa sizinle görüşmek istiyor, lütfen hattın başına geliniz.” Mustafa Kemal doğrudan Sivas postahanesine gidiyor, ve orada görüşmeye başlıyorlar. Bakınız efendim, Abdülkerim Paşa ile telgraf başında muhabere ediyorlar. 27 Eylül 1335 yani 1919. “Mustafa Kemal Paşa telgraf başındadır. Kerim Paşa’ya söyleyiniz buyursunlar”. “Zatı sâmileri Mustafa Kemal Paşa Hazretleri misiniz? Ruhum” Buruhum” tabiri bir Mevlevî tabiridir. “Evet Muhterem Kerim Paşa Hazretleri.” “Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine: Paşaya söyleyiniz anlar, Hazreti Evvel karşınızda.” Bu “Hazreti Evvel” de bir tarikat tabiridir. Ve aralarında böyle muhabere ederler. Mustafa Kemal kendisine 6 sayfa tutan çok uzun bir izahat verir. Bu izahat Milli Mücadelenin felsefesidir. Abdülkerim Paşa, M. Kemal Paşa’ya yardımcı olur.Son olarak yine Abdül kerim paşa’ya M Kemal Paşanın Gelibolu’dan yazdığı bir mektuba dikkatinizi çekmek istiyorum.

Tarih 18/19 mayıs 1329 saat 10

“Ya Hazreti Kutbul-Aktab

Hazreti salis Unvanı taraf-ı Kutbul Aktab’ından verilmiş olmakla tarih-i müstakim saliklerinden olduğuna şüphe kalmayan Fethi kardeş, bir emri risalet penahi zımnında ol canib-i kutsiye revan oldu. Sen ki mahbüb-u kulüb ve erkan-ı kadime-i mağlumsun. Lazımdır ki buna garami ilahisinden mevsul paygamber uhuvveti layetezelzül Fethi’yi deraguş edesiz. Bu emri risalet penahi çeşmani amik-i uhuvvetinden buseçin olasız. Ey deryayı amik bi payan uhuvvetin kahraman nadir ül emsali! Sen gören, seni seven, senin mucizat-ı meveddetini müşahade eden erkan-ı meşhureden Selanik meydan dedesi bu fakir Kemal yeni tizi rütbe-i içtihadın tayini hususunda zatı Kerimulluhtan niyaz eder, Ali can kardeş ise orada bulunduğu takdirde gözlerinden tarafı fakiraneden öpmek vecibe ola.

Kerimciğim, seni çok göreceğim geldi. Hasbıhal etmeye ihtiyacım var. Fethi can ile görüş bana behemehal mektup yaz. Ali can orada ise cidden onu da çok sevdiğim için onun da mektubunu beklerim.”

Üslûp, gördünüz, tarikat adabı ile yazılmıştır.

Acaba, M. Kemal Mevlevi miydi?

Gerek bu konu, gerek ise onun laikliğin Türkiye’de yerleştirilmesine giden yol üzerindeki düşünceleri, eğer varsa, yaklaşım değişiklikleri ile birlikte tarih ilminin inceleme labaratuvarına alınmalı.

Hakikat, ancak, ilmi bir metodla ortaya çıkacaktır.

kaynak:Mim Kemal Öke Türk dünyası tarih dergisi kasım 1992

 

Bir önceki yazımız olan Sabiha Sultan Ve Mustafa Kemal başlıklı makalemizde atatürk ve sabiha sultan hakkında bilgiler verilmektedir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.