Anasayfa » Atatürk'ün Devrimleri » Laiklik İlkesi

Laiklik İlkesi

İlkesi

a)Tanımı ve Özellikleri

Türk ve yabancı bilim insanları, Atatürk inkılaplarının en önemli öğesi olarak laikliği kabul etmişlerdir.

Laik devlet anlayışı, Türk inkılabının en önemli özelliklerinden biri olarak 5 Şubat 1937 tarihinde 1924 Anayasası’na girdiği gibi 1961 ve 1982 Anayasalarında da yer almıştır.

Laiklik: Devlet düzeninin ve hukuk kurallarının din yerine akla, bilime ve mantığa dayandırılmasıdır. Ancak kişinin inancına ve vicdan hürriyetine karışılmaz. Çünkü bu ilke, din ve vicdan hürriyetinin de güvencesidir.

Devletin egemenlik gücü de ilahi kaynaklar yerine millet

iradesine uygun olarak düzenlenmiştir.

Türk Devleti, aşamalar halinde laikliği gerçekleştirirken İslamiyet’in inanç ve ibadete dayanan kurallarına müdahale etmemiştir.

Devlet, laikliğe göre dini işlerde tarafsızdır; fakat vatandaşlarının bu konudaki sorunlarını gidermekle de yükümlüdür (Diyanet İşleri Başkanlığı bu amaçla kurulmuştur).

Laiklik, Batılılaşmanın da bir aşaması olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin Batı uygarlığının bir parçası olması, ancak laik bir devlet ve toplum yapısı ile mümkündür.

Laiklik, kişi ve vicdan hürriyetinin yanı sıra düşünce hürriyetini de sağlamıştır. Laiklik olmadan demokrasi de olmaz.

Laiklik, dinin siyasete alet edilmesine karşıdır. Esasen laik bir devlet de buna asla izin vermez.

Laiklik, kanun önünde ayrı dinlere inananların eşitliğine ve aynı dine inananlar arasında da mezhep eşitliğine önem vermiştir.

Laikliğin temelleri Yeni Çağ’da Avrupa’da meydana gelen dinde reform hareketleriyle atılmıştır. Fakat laikliğin asıl güçlenişi Fransız İnkılâbı sonucunda olmuştur.

b)Laikliğe Geçişin Aşamaları

Saltanatın kaldırılması (1922)

Halifeliğin kaldırılması (1924)

Tevhiditedrisat Kanunu’nun kabulü (1924) Medreselerin kapatılması (1924)

Evkaf ve Şeriye Vekâleti’nin kaldırılması (1924) Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması (1925)

Türk Medeni Kanunu’nun kabulü (1926)

Hicri takvim yerine Miladi takvimin kabulü (1926) Anayasa’dan dinî hükümlerin çıkartılması (1928) Arap harflerinin terk edilmesi (1928)

Laiklik ilkesinin anayasaya konulması (1937)

c)Laiklik İlkesinin Türk Toplumuna Sağladığı Yararlar

Bu ilke ile din ve mezhep farklılıkları ortadan kaldırılarak toplumsal alanda kaynaşma sağlanmıştır.

Laiklik, Türkiye’de hukuk birliğinin sağlanmasında etkili olmuştur.

Laiklik ilkesiyle toplum hayatında dine ve insana saygı gelmiştir.

Laiklik ilkesi sayesinde yabancı devletlerin azınlıkları bahane ederek iç işlerimize karışması engellenmiştir.

Laiklik ilkesiyle Türkiye’nin çağdaşlaşması hızlanmıştır.

Laiklik sayesinde din ve vicdan hürriyeti sağlanmıştır.

Laikliğin kabul edilmesiyle Türkiye’de akla, bilime, gerçeğe ve özgürlüğe dayanan bir toplum ve devlet sistemi kurulmuştur.

Cumhuriyet döneminde görülen gelişmelerden bazıları Atatürk, laiklik konusundaki görüşlerini, konuşmalarının birinde şu sözlerle dile getirmiştir:

Din bir vicdan meselesidir. Biz dine saygılıyız. Düşünüşe ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz. Kaste ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Mürtecilere (gericilere) asla firsat vermeyeceğiz.”

Tarih ve dil alanında yapılan yenilikler milliyetçilik ilkesiyle bağlantılıdır. Fakat hukuk alanındakiler laiklikle ilgilidir. Çünkü laikliğin bir tanımı da toplumun yönetilmesi amacıyla çıkarılan kanunların din kuralları yerine akıl, bilim ve mantık kurallarına dayalı olmasıdır. Hukukun dini kurallardan soyutlanması lâikliktir.

Bir önceki yazımız olan Devletçilik İlkesi başlıklı makalemizde devletcilik nedir hakkında bilgiler verilmektedir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.